Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
1.50
1.94
60,618

En Çok Okunanlar

BİZİM YUNUS HASBİHALİ

BİZİM YUNUS HASBİHALİ

Şair-yazar Mustafa Özçelik’in yeni eseri “Bizim Yûnus” adlı kitap çalışması konuya yeni bir açılım getirecek nitelikte ve özellikte… Özçelik Gürün Haber için yazdı...

9 Kasım 2007 08:38
font boyutu küçülsün büyüsün


Mustafa Özçelik ile Bizim Yûnus hasbıhali
Musa Tektaş

Bildiği gibi Yûnus Emre hakkında çok sayıda yayın yapıldı. Aralarında çok güzel çalışmalar da var. Bir derya olan Yûnus Emre hakkında ne kadar yayın yapılsa azdır. Her kitap o deryadan bir damla hükmündedir. Yeni yaklaşımlarla, yeni bakış açılarıyla Yûnus Emre’nin kimliği, misyonu elbette daha iyi anlaşılacaktır. Şair-yazar Mustafa Özçelik’in yeni eseri “Bizim Yûnus” adlı kitap çalışması konuya yeni bir açılım getirecek nitelikte ve özellikte…

TEKTAŞ: Hocam yeni bir kitabınız daha yayımlandı: “Bizim Yûnus”… İsterseniz söze bu isimle başlayalım. Kimdir Bizim Yûnus?

ÖZÇELİK: Yûnus Emre’nin şiirlerinde Yûnus Emre, Emrem Yûnus, Derviş Yûnus, Garip Yûnus, Bîçare Yûnus, Âşık Yûnus gibi onu ifade eden pek çok isim ve sıfat mevcuttur. Bütün bunlar bir dervişin hallerini anlatmak için kullanılan ifadelerdir ve her biri onu anlamada birer imkândır. Ama bunlar, Yûnus’un kendini ifade etmek için kullandığı sıfatlardır. Bizim Yûnus söyleyişi ise öyle değildir. Bu sıfatı ona ilk defa şeyhi vermiş, daha sonra Bizim Yûnus ifadesi halkın ortak isimlendirmesine dönüşmüştür. Bu ifade halkın Yûnus Emre’ye nasıl baktığını göstermesi açısından oldukça dikkat çekicidir.

TEKTAŞ: Sizce ne ya da neler var bu ifadenin içerisinde? Çünkü başka herhangi bir şair bu tür bir benimsemeye konu olmamıştır. Halk, Yûnus’a bizim dediğine göre bunun bir sebebi olmalı?

ÖZÇELİK: Elbette bir hatta birden çok sebebi var. Halk, Yûnus’u her şeyi ile kendinden, içinden biri olarak görüyor. Böyle seviyor ve benimsiyor. Bu benimsemedeki etkenlere gelince şunları söyleyebiliriz. Yûnus’un dini halkın dini, dili halkın dili, üslûbu halkın üslûbu, yaşayışı onlarınki gibi… Yûnus, çok büyük ve derinlikli bir şair ama halk buna rağmen ondan bir şeyler anlıyor. İsmini çocuklarına veriyor, ilahilerini dilinden düşürmüyor. Onu her daim aralarında yaşayan biri gibi düşünüyor. Yani burada bir aydın-halk çatışması yahut uzaklığı yok. Dolayısıyla halkın Yûnus’u benimsemesi yahut Yûnus’un halkla hemhal olabilmesi son derece kolay bir hadiseye dönüşüyor. Bu durum, bugünün aydınları için son derece ibretli bir mesele olarak görülmelidir bence. Yani aydının tavrı Yûnus’unki gibi olmalı diye düşünüyorum.

TEKTAŞ: Halkın Yûnus sevgisi sanırım bununla da sınırlı değil. Bir de Yûnus menkıbeleri var ve siz büyük ölçüde kitabınızı bu menkıbeler etrafında oluşturmuşsunuz.

ÖZÇELİK: Bu tesbitiniz de çok doğru. Halk, pek çok büyük şahsiyet gibi Yûnus etrafında da menkıbeler oluşturmuştur. Menkıbeler, son derece önemli metinlerdir. Bu metinler, konu olarak alınan kişiye halkın bakış tarzını yansıtırlar. Ama dilleri sembolik olduğu için onları dış anlamlarıyla ele almak eksik bir tutum olur. Mecazın hakikatine ulaşmak gerekir. Menkıbeler, üstü örtülü gerçeklerdir. Üzerlerindeki perde aralandığında ortaya hakikatin kendisi çıkar büyük ölçüde… Üstelik her çağda yeniden üretilerek ve yeniden yorumlanarak öznesi durumundaki kişileri her dem diri ve taze tutarlar. Tarih kitaplarının sayfaları arasında unutulan nice büyük insan, menkıbelerde bu anlamda yaşamaya devam ederler. Yûnus menkıbeleri, onun bir anlamda biyografisidir. Bunları dikkatle incelediğimizde Yûnus Emre’nin hayat seyrine ilişkin hemen bütün bilgilere ulaşmak mümkündür. Ben de öyle yaptım ve onlardan hareketle oluşturdum kitabımı… Çünkü Yûnus konusunda bilhassa son yüzyılda çok değişik isimlendirmeler ve yaklaşımlar söz konusu olmuştur. Yûnus, aydınların, bilim adamlarının çalışmalarıyla hayatı büyük ölçüde aydınlatılmış bir insandır ama bu durum bir kafa karışıklığına da yol açmıştır. Halkın anlatımında ise böyle bir karmaşa ve tutarsızlık yoktur.

TEKTAŞ: Bunu biraz açabilir miyiz? Aydınlar ve ilim adamlarının Yûnus’u nasıl bir Yûnus’tur?

ÖZÇELİK: Onlar, Mevlâna’nın fil tarifindeki gibi bakıyorlar ve hadisenin sadece bir boyutunu görüyorlar ve gösteriyorlar. Meselâ felsefî bakış tarzıyla yaklaşanlar için Yûnus Emre, birlik fikrini savunduğu için panteist, insan sevgisini çok yücelttiği için hümanist bir filozoftur. Kavmi hassasiyetleri öne çıkaranlar için dilinden dolayı milliyetçi bir şairdir. Türkçe sevdalısıdır. Bir edebiyatçı gözüyle Anadolu Türk edebiyatının kurucu ismidir. Bütün bunlarda elbette doğruluk payı vardır fakat; Yûnus gerçeğini bu fotoğraflara bakarak anlayamayız. Çünkü Yûnus mutasavvıf bir şairdir. Öyleyse onu bu düşünce zemini içinde ele almak ve yorumlamak lâzımdır.

TEKTAŞ: Kitabınızda bu farklı yaklaşımlar da ele alınmış ve eleştiriye tabi tutulmuş görünüyor.

ÖZÇELİK: Evet yeni bir şey söylemek için önceden söylenenlere bakmak gerekiyor. Ben de öyle yaptım. Bütün bu yaklaşımları ele alıp eleştiriye tabi tutmaya çalıştım ve ısrarla Yûnus’un sufilik ikliminde değerlendirildiğinde anlaşılabileceği yargısında bulundum. Çünkü o, bütün özellikleriyle çağımıza da söylenecek sözü olan bir isimdir. Yûnus’u çağımızda da bir öncü olarak görebilmek ve ondan yararlanabilmek için asıl fotoğrafını sunmak önemliydi. Ben de bunu yapmaya çalıştım. Olabildiğince sahih bir Yûnus Emre portresi sunmaya gayret ettim.

TEKTAŞ: Yûnus çağımızda neden önemli bir isimdir sizce? Başka bir deyişle Yûnus’u bugüne getiren sır nedir?

ÖZÇELİK: Bunun için önce onun yaşadığı çağa bakmak lâzım. Yûnus bir yıkım asrında yaşadı. Doğudan gelen Moğollar ve Batıdan gelen Haçlılar bir anlamda aynı gayede birleştiler ve Selçuklu’nun kurduğu o muhteşem insan ve cemiyet yapısını çökerttiler. Ama ilahi lütuf imdada yetişti ve bu çağ aynı zamanda bir inşa asrı oldu. Peş peşe öncüler, önderler, manevi mimarlar ortaya çıktı. Hacı Bektaş, Mevlâna, Yûnus Emre, Nasreddin Hoca gibi isimler her biri kendi tarzlarıyla bu inşa faaliyetinin mimarları oldular. Yûnus Emre, kaynağı hak ve halk sevgisine dayalı anlayışıyla bu karanlık çağın ortamında bunalan, umudunu yitiren, kavga ve entrikalar yüzünden birlik ve dirliği kaybolan insanlara yeni bir ışık oldu. Onların hakikat ikliminde birlik ve dirlik düzenlerini kurmalarında bir öncü görevi yaptı. Hakikati çok yalın bir dille ve evrensel bir anlayışla insanlara tebliğ etti. Çağımızın görüntüsü de o zamankinden çok farklı değil. Dünyada fitne ve inkâr ateşleri yine yanıyor. İnsanlık sevgiye, barışa, kardeşliğe son derece muhtaç bir durumda... Zaten Yûnus ve Mevlâna gibi sevgi önderlerinin bütün dünyada bu denli ilgi uyandırması bu yüzdendir. Ama burada önemli olan bu isimleri insanlığın idrakine sahih portreleriyle sunmaktır.

TEKTAŞ: Bir de Yûnus ve onun gibi isimler etrafında konuşulurken tasavvuf üzerine kimi olumsuz yargılar ileri sürülüyor. Bu durum da, aydınların Yûnus’a yönelik çarpık bakışıyla aynı sonucu doğurmuyor mu?

ÖZÇELİK: Elbette doğuruyor. Bu yanlıştan kurtulmak lâzım. Her düşünce sisteminin yanlış ve yanıltıcı örnekleri bulunabilir. Bu durum tasavvuf düşüncesi için de geçerlidir. Ama tasavvufun sahih kaynakları ortadadır ve sahih önderleri bilinmektedir. Meseleyi bunların söyledikleri ve yaptıklarıyla değerlendirmek lâzımdır. Kur’an ve sünnetten onay almış tasavvuf düşüncesi bizim için önemli bir imkândır. Biz onca yüzyıl, bu enerji ve sinerjiyle ayakta durduk. İslâm, estetiğini, güzelliğini tasavvufî duyuş ve düşüncenin imkânlarıyla ifade etti. Benimsenmesi bu yüzden kolay oldu. Şiirden musikiye; ebrudan mimariye bütün sanat kolları hakikati ifade araçlarına dönüştüler. Hayatımız buna göre şekillendi. Dünyaperestliğe böyle karşı koyduk. Dünya, bu yolla yaşanabilir bir mekâna dönüştü. Tasavvufu bir yaşama projesi olarak da görmek gerekir. Sufiliğin hususi halleri kişileri bireysel olarak ilgilendirir ama tasavvufun topluma, hayata ve insanlığa dönük yansımaları göz ardı edilemez. Durum Yûnus’ta da aynıdır. Mesela onun birlik fikrini sadece metafizik manada düşünemeyiz. Bunun ayrılık gayrılık içinde yaşayan bir cemiyette sosyal bir boyutu da vardır. Yine onun ahlakî öğütlerini aynı çerçevede birer sosyal değerler bütünü olarak görmek gerekir. Yûnus, bu anlamda olumsuzluklara karşı sosyal değişim talepleri de olan bir isimdir. Bir cemiyet inşacısıdır aynı zamanda… Meseleye böyle bakıldığında coşku hallerinde söylediği ve ilk bakışta farklı anlaşılabilecek ifadelerini bir bütünlük içerisinde ele almak gerekir. Molla Kasım menkıbesinin bu anlamda taşıdığı önemli bir mesaj var. Bilindiği gibi Molla Kasım, Yûnus’un şiirlerini şeriata aykırı bularak yakmaya başlar ve iki bin tanesini yakar. Bu esnada kendisiyle ilgili beyti görünce kerameti anlar ve yaptığından pişmanlık duyar. Yani bu çağda da kimi yanlış tutum ve düşüncelerden yola çıkarak tasavvuf hakkında, mutasavvıflar hakkında Molla Kasımlık yapmanın bir manası yoktur.

TEKTAŞ: Kitabınızdan Yûnus’u yetirince tanımadığımız gibi bir sonuç da çıkıyor. Eğer durum böyleyse neler yapılmalı, Yûnus’u bugünün kültür iklimine katmanın yolu nedir sizce?

ÖZÇELİK: Yûnus’tan önce tasavvufla ilgili sorunları halletmek lâzım. Tasavvufun bütün önemli kaynakları gerekli şerhlerle ve bugünün idrakine hitap edecek şekilde yeniden yayımlanmalı… Kaynağı iyi anlarsak oradan beslenen isimleri anlamak kolaylaşır. Özelde ise Yûnus hakkındaki araştırmalar her alanda sürdürülmelidir. Yûnus, şiirimizden musikimize; tiyatromuzdan sinemamıza her sahanın önemli bir ilham kaynağı olarak ele alınmalıdır. Yine Yûnus’la ilgili her seviyedeki okura hitap edebilecek yayınlar yapılmalıdır. Yediden yetmişe herkesin okuyabildiği kitaplarla Yûnus, yeniden birleştirici bir isim, ortak kabul gören bir isme dönüşebilir. Yûnus’un eseri ortadadır ve tanıtmaktan çok tanımaya; anlatmaktan çok anlamaya ihtilacımız vardır. Çünkü o; hem meşhur hem de sahih portresi tam olarak ortaya konulmadığı için meçhul bir şairdir. Meşhurluğunu meçhullüğünü açığa çıkararak anlamlı hale getirebiliriz. Yine Yûnus hakkındaki çalışmalar, farklı dillere çevrilerek farklı kültür coğrafyalarının onunla tanışması son derece elzem bir meseledir. Biz teknik ve bilim alanında dünyaya çok fazla bir söz söyleyemez ve katkı yapamayız. Ama onlarda olmayan bir değer/değerler bizde var. Biz, bu değerlerle insanlığın da umudu olabiliriz. Dünyayı yeniden barış ve esenlik yurduna çevirebiliriz. Bu bizim sadece dileğimiz değil mecburiyetimizdir.

MUSTAFA ÖZÇELİK
01 Kasım 1954 tarihinde Eskişehir'in Günyüzü ilçesinde doğdu. İlk öğrenimini burada (1965), orta ve lise ve öğrenimini Eskişehir’de tamamladı.(1972) Bursa Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünde (1975) ve Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde (1992) yüksek öğrenim gördü. 1976’dan 2002 yılına kadar Nevşehir ve Eskişehir’de ortaokul ve liselerde öğretmenlik yaptı. Özel öğretim kurumlarında çalıştı. Dumlupınar Üniversitesinde Türk Dili öğretim görevlisi olarak dersler verdi. Temmuz 2002’de emekli oldu. Evli ve iki çocuk babasıdır.
Edebî Hayatı: Edebî hayatı 1975 yılında başladı. İlk şiiri 1975’de Gelişme dergisinde, ilk yazısı 1976 yılında Mavera dergisinde yayımlandı. Şiir, deneme, makale, biyografi, öykü, masal, günlük türlerinde çalışmalar yaptı. Bunlardan büyük bir bölümü kitaplaştı. Muhtelif ilmî toplantılarda tebliğler sundu. Çeşitli şehirlerde Türk şiiri üzerine konuşmalar yaptı. Şiir şölenlerine katıldı. 1984’te Suffe Yayınları’nca yılın şairi,1997’de Gençlik dergisince yılın şairi, 2004’te Edebiyatçılar ve Sanatçılar Birliği’nce yılın çocuk romancısı seçildi. Şiir, deneme, biyografi, inceleme, antoloji alanlarında çok sayıda yayınlamış eserleri vardır.







Bu haber 1,846 defa okundu.

yorumlayorum ekle


Yorumlar


  henüz yorum yok