Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
1.50
1.93
60,824

En Çok Okunanlar

Allah insanı sanat yapmaya elverişli yaratmış

Allah insanı sanat yapmaya elverişli yaratmış

Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi bölümü Resim-İş Eğitimi Anabilimdalı Öğretim Üyesi Ali Boğa ile ropörtaj

23 Şubat 2009 10:23
font boyutu küçülsün büyüsün


Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi bölümü Resim-İş Eğitimi Anabilimdalı Öğretim Üyesi Ali Boğa kısa bir süre önce Profesörlük unvanı aldı. Akademik unvanında yükselme alan hemşehrimizle çocukluk günleri ve sanatsal konuları konuştuk.

Çocukluk yıllarınıza ait özel hatıralarınızdan ve sanata yönelişinizden söz eder misiniz?

Sivas’ın Gürün İlçesine bağlı şimdi ismi Suçatı Kasabası olan Telin Köyü’nde 1948’de doğmuşum. İlkokul yıllarında öğretmenlerim beni çok severlerdi. Eskiden öğrenciler tembellik ya da yaramazlık yaptıklarında öğretmen dayağı vardı. Bu konularda hiç öğretmen dayağı yemedim. Hatta güzel davranışı teşvik, kötü söz ve küfür etmeyi engellemek için, öğretmenimiz beni görevlendirmişti. Küfür edenleri bana söylerlerdi. Ben yazardım. Her kötü hareketin cezası beş kuruştu. Para birikince sınıfın çeşitli ihtiyaçlarını alıyorduk; tebeşir, kâğıt, mürekkep gibi.

Okulumuzun öğretmenleri bizim köylü olduğu için herkes birbirini tanırdı. Öğretmen dayağı yemedim dedim fakat hiç unutmuyorum: Henüz 3. sınıftayken bir gün 5. sınıfın öğretmeni (Turgut Öğretmen/Turgut Şimşek), öğrencileri tahtaya kaldırmış, şimdi hatırlayamadığım bir matematik problemini bilememişler. Bizim öğretmenden (Doğan Öğretmen/Doğan Şimşek; Turgut Öğretmenin kardeşi) bir öğrenci istemiş. O da beni gönderdi. 5. sınıfa girdim ki sınıfın yarısı tahtanın önünde ayakta. Öğretmen, söz konusu problemi bana sordu, yaptım. Bunun üzerine elime bir cetvel verdi: “Bununla, şu tembellerin her iki ellerine birer defa vuracaksın” dedi. Ben ilk baştakine hafifçe vurdum. Çünkü özüm dayanmaz. Öğretmen cetveli elimden hemen aldı. “Uzat elini” dedi. Elimi uzattığım gibi bir cetvel şakırtısı ki… Cetvelin izi avucumun içinde kıpkırmızı belirdi. “İşte böyle vuracaksın”  dedi. Tabi ben yine de hızlı vuramadım. Benim öğretmenden yediğim tek dayak da bu oldu. Diğer öğretmenlerimiz, Zamir Ertürk, Mehmet Karakuş gibi öğretmenlerde yetiştim.

Diğer çocuklardan farklı olan yönleriniz nelerdi?

Çocukluk yıllarımda diğer çocuklardan farklı bir çocukluğum vardı herhalde ki, babadan dedem, benim için, “bu çocuk büyük bir adam olacak, lakin benim gözüm görmeyecek” derdi. Büyük adam kavramında dedemin teveccühüne layık olabildim mi bilemiyorum. Adı Halil İbrahim’di. Herkes tarafından sevilen ve sayılan bahadır bir kişiydi. Döşüne kadar inen uzun, aksakalı ve uzun boyu ile çok heybetliydi. “Pir-i fani bir goca”ydı.  Yemen’de 9 sene askerlik yapmış. İngilizlere karşı savaşmış. Oradan döndükten sonra da iki sene Kafkas Cephesinde Ruslara ve Ermenilere karşı savaşmış. Her yanı kurşun izleriyle doluydu. Ben 4. sınıftayken 1959’da 99 yaşında Hakkın Rahmetine kavuştu. Babam da Şeyh Hamit Boğa/ Hallöğ Şehamit derlerdi. (İsmini Somuncu Baba’dan alma) Dedem gibi köyde sözü dinlenir, sayılıp sevilirdi. Bütün çocuklarını okutmaya çok gayret etti. Biz 11 kardeşiz; tek ana-babadan, 3 kız, 8 erkek. Köyde kızlar, “5”ten sonra okumaya gönderilmezdi. O zamanlar Türkiye’de ilkokuldan sonra 6 yıllık Devlet Parasız Yatılı Öğretmen Okulları vardı. Sivas’ın Yıldızeli ilçesinde Pamukpınar Öğretmen Okulu’nu kazandığım zaman babam nasıl sevinmişti. O günlerin yoksulluğu içerisinde beni ikinci (sözlü) sınav için taa okula götürdüydü. Sınav bitene kadar bir hafta her gün Yıldızeli ile Pamukpınar arasını (5 km) yürüyerek gidip gelmişti. (Adaylara kalacak yer vermişlerdi. Çünkü okul yazın tatilde, bütün yatakhaneler boştu). Yıldızeli ile Pamukpınar arasında günde bir sefer araba var, kamyon; o da 7,5 kuruş. “Elimdeki sınırlı parayı vasıtaya verirsem sonra memlekete dönemeyiz” diye hesap ediyordu. Bu durumu hatırladıkça gözlerim doluyor. Neyse ki üçüncülükle kazandım. Okula kayıt olduktan sonra okul donanım verinceye kadar, bacağımda dizler ve kalçada yaması olan (süvarilik denirdi) bir pantolon, ayağımda, ham, beyaz yünden anamın ördüğü nakışlı çorap ile kara lastik, sırtımda, ‘dırıl’ bezinden bir gömlek (mintan veya işlik denirdi), onun üzerine, birisi bir yerinden çekse her tarafı dağılacak bir ceket ile üç ay okudum. Sadece 30 lira ile izine gidiş-geliş yol parası dâhil, bir dönem idare etmekteydim. Anadan dedem de yine köyün ileri gelenlerindendi. (Hacı Mehmet Tatar / Deli Ehmed gilin Hacı Memmed Dede). Okumaya ve okuyana büyük önem verirdi. Sözü dinlenen bilge bir kişiydi. Çok ileri görüşlüydü. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’ye intisap etmişti. 40’a yakın torunu vardı. Bana özel ilgi duyardı. İzin dönüşlerimde hep harçlık verirdi. Ben 3. sınıftayken 90 yaşında Rahmeti Rahman’a kavuştu.

Allah devlete, millete zeval vermesin. Parasız yatılı olmasaydı biz köy çocukları nasıl okuyabilirdik.

Sanat ve sanat eğitimine yönelişinizi anlatır mısınız?

Sanat ve sanat eğitimine yönelişim de şöyle oldu:

İlköğretmen okulunun 2. sınıfındayken (şimdiki 7. sınıf) resim öğretmenim bende bir cevher keşfetmiş olmalı ki, bana, “sen resim çalış, 4. sınıfa geçince seni İstanbul’a Çapa’ya resim seminerine (şimdiki Güzel Sanatlar Lisesi; Türkiye’de sadece Çapa’da vardı) imtihana gönderelim, kazanırsan orada okursun, oradan da Gazi Eğitim’e gidersin” dedi. Diğer derslerim de iyiydi. Özellikle fizik ve matematikte iyiydim. Fakat resim hocamızın (İsmail Avcı, daha sonra profesör oldu, şimdi emekli) ilgilenmesiyle resme yöneldim. Vakti gelince yol masraflarımı vererek beni (yatılıyım ya) sınava gönderdiler. Tahmin edildiği gibi de Çapa’yı kazandım. Okulun adı; İstanbul İlköğretmen Okulu (3 yıllık).

Oradan mezun olunca Gazi Eğitim’in yazılı sınavını (test, şimdiki ÖSS) heyecandan cevaplamada kaydırma yapmış olduğumdan ilk yıl kazanamadım. Bu arada Kangal’a ilkokul öğretmeni olarak atandım. Elalibey Köyü’ünde bir yıl öğretmenlik yaptım. Köyde hiç hazırlanamadan, üstelik bilgilerimin tazeliği gitmişken ikinci yıl test sınavını kazandım. Yetenek sınavını kazanmak, bir aksilik olmazsa benim için garanti idi. Onu da kolaylıkla kazanınca 1967’de Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’ne girdim. Böylece güzel sanatlar alanında tesadüfen değil, bilinçli bir şekilde ilerlemeye başladım. Bundan sonra bugünlere gelinceye kadar hikâye çok uzun ve maceralı… Özetle; Gazi’den 1970’de mezun olduktan sonra üçer yıl Elbistan ve Antalya’da resim öğretmenliği yaptım. 1976’da Samsun Eğitim Enstitüsü’ne öğretim elemanı olarak atandım. 1983’te yüksek okullar fakülteleşerek YÖK’e bağlandığında Ondokuzmayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne öğretim görevlisi olarak görevlendirildim. 1989’da Mimar Sinan Üniversitesi’nden “Doktora” karşılığı “Sanatta Yeterlilik” aldım. 1990’da Yardımcı Doçent, 2001’de Doçent, 2008’de Profesör oldum.

İnsanın ruhsal ve toplumsal hayatında sanatın yeri nedir?

İnsanın var oluşundan beri sanatın da var olduğunu ilgili bilimlerin (arkeoloji, sanat tarihi gibi) verilerinden anlıyoruz. İnsanın yaratıldığından itibaren kendine en azından bir barınak temin etmeye çalışmış. Bulduğunu da güzelleştirme, temizleme ve ihtiyaçlarına uygun hâle getirme çabası göstermiştir. İşte bu, sanatın başlangıcıdır. Bununla kalmayarak yaşadığı ortamda uygun yerlere niyetindeki ve düşündüklerini, çizgi, renk (resim), hacim (heykel), ses (konuşma, müzik), davranış (mimik, jest, ritmik) ile ifade ederek başkasıyla paylaşmasını bilmiştir. Bu, onun hayvandan ayrıldığı en önemli farklılıklardandır. Bunu aklının ve organizmasının sayesinde yapmaktadır. Allah insanı sanat yapmaya elverişli öyle bir yapıda yaratmış ki o, işe uygun bir organizma (el, ayak ve beş duyu) ve ruh (akıl, mantık, irade-i cüziye ve idrak) olmak üzere iki potansiyelli bir bütün hâlindedir. Hayvandan evrimleşerek gelişmediği, kendi fıtratı üzerine yaratıldığı açıkça görülmektedir.

Estetik değerler insanın yücelişine nasıl katkıda bulunur?

Psikolojik (ruhsal) ve biyolojik (bedensel, organik) yapıdan meydana gelmiş olan insanı, yücelten ve yükselten değerler vardır. İnsanlığın yücelişine katkıda bulunan dil, din, kültür, gelenek, töre, vicdan hürriyeti, hukuk ve sanat gibi değerler insanın sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarına hitap eder; toplumun manevî yönden yücelmesini sağlar. Bunlar insanı insan yapan değerlerdir. Ekonomi, tıp, sanayi, tarım gibi değerler ise insanın yeme, içme, sağlık, uyuma, dinlenme, üreme gibi biyolojik ihtiyaçlarına hitap eder; toplumun maddî yönden yükselmesini, konforunu, rahatlığını sağlar. Sosyal hayatın düzenlenmesinde rol oynayan din inancı, dil kullanımı, vatan ve millet sevgisi, gelenek ve törelere bağlılık, insan hak ve hukukuna saygılılık gibi değerlerin yanında bedii (estetik) zevklerin de varlığını görmekteyiz.

Benliğindeki güzellik duygularını başkasıyla paylaşma ihtiyacı, bireyler arasında yakınlaşmayı sağlayan etkenlerdendir. İnsanın yücelişine katkıda bulunan değerlerden biri olan sanatın, yüksek bedii zevklere (estetik değerlere) hitap edecek nitelikte ve ruhsal doygunluğa yönelik olması gerekir. Biyolojik ihtiyaçlardan biri olan cinsi ihtiyaçlara hitap eden sanat, böyle yüce görevi yerine getiremez. O türlü sanatlar popüler olarak kalıp, kısa zamanda kaybolur gider. Bir an için kitleleri arkalarından sürükleseler de hiçbir zaman klasikleşemezler.

Sanat, milletlerin hayatında çok önemli bir yer tutar. Bir milletin geçmişinin belgesi, hâlinin göstergesi, geleceğinin güvencesi ve vatanının da tapusudur. Ülkemizi baştanbaşa doldurmuş olan sanat eserlerimiz, onu paylaşmak isteyen düşmanlarımızı tedirgin eden unsurlardan biridirler. Orta Asya’da Pazırık’ta, Hoço’da, Turfan’da, Orhun, Selenga ve Maveraü’n- Nehir havzalarında, Balkanlar’da bulunan sanat eserleri, anıtlar, mimarî yapılar oraların Türk yurdu olduğunu göstermektedir.

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” diyen Atatürk, “Sanat ve sanatçıdan mahrum kalan milletlerin, öteki milletlerin ayakları altında ezilmeye mahkûm” olduklarını söyleyerek sanatın, milletlerin hayatındaki önemini özlü olarak ifade etmiştir.

Prof. Dr. Ali Boğa’nın sanat ve millî kültürümüz ile ilgili görüşleri bir sonraki sayımızda…








Bu haber 1,088 defa okundu.

yorumlayorum ekle


Yorumlar


  henüz yorum yok