Musa Tektaş
Sivas, tarihin hemen her döneminde önemini koruyabilmiş ender şehirlerin başında geliyor. Türkiye’nin en çok göç veren illerinin başında olmasına rağmen hala dimdik ayakta kalabilen ve özünden hiçbir şey kaybetmeyen bir şehir Sivas...
Sivas; saz, söz, âşık deyince ilk akla gelen şehirlerden biridir. Birçok türkülere ve sözlere nakarat olan Sivas, hikâyeleri, masalları, atasözleri, deyimleri, bilmeceleri ve fıkralarıyla da Anadolu’nun bir temsili gibidir. Asırlar boyunca birçok medeniyetin başşehri ve vilayet merkezi olan Sivas, insanlarının sıcaklığı ile bu görevleri yerine getirmekte zorlanmamış. İnsanlarının sıcaklığını ve kültürel zenginliklerini gittikleri her yere yansıtan Sivaslılardan biri de Şair ve Yazar dostumuz Ahmet Mahir Pekşen’dir. Ahmet Mahir Bey’le yaptığımız hasbıhali siz değerli okuyucularımızla paylaşacağız…
Merhabalar Ahmet Mahir Bey; sizinle bir hasbıhal edelim dedik. Sağ olun siz de bizi kırmadınız… Öncelikle sizi tanıyalım isterseniz. Kimdir Ahmet Mahir Pekşen? Ne işle meşguldür?
Ahmet Mahir Pekşen, Sivas/Divriğilidir. İlkokul, ortaokul ve liseyi ilçesinde bitirmiştir. Üniversiteyi ise İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde, (şimdiki adıyla Marmara Üniversitesi’nde) bitirmiştir. Sivas merkezde yaşamakta ve bir kamu kuruluşunda görev yapmaktadır.
Biz sizi öncelikle şair olarak tanıyoruz. İktisat eğitimi ile şairlik nasıl bir araya geliyor ilginç doğrusu. Sormadan edemeyeceğim. Nasıl buluşturdunuz bunun ikisini?
Milletimizin damarlarında var olan bir haslet diyeceğim buna. Anasının ninnisinden babasının söylediği Ramazan ilahisine, evladını yitirmiş bir yaşlının ağıtından asker türküsüne kadar pek çok hususiyetten etkilenir. Ben de onlardan biriyim işte. Gençlik dönemlerimizin deli çağları da eklenince, duygularınız galeyana geliyor ve satırlara, mısralara döküyorsunuz içinizden geçenleri.
Çeşitli yayın organlarında zaman zaman rastlıyoruz çalışmalarınıza. Tam olarak ne zaman başladınız? Nasıl geliştirdiniz?
Şu tarih diye kesin bir rakam veremeyeceğim ama lise yıllarımda, şiirle adım attım kalem dünyasına. Tabii, takdir edersiniz ki o şiirlerden bugüne gelen olmadı pek. O zaman mükemmel gördüğüm şiirlerin çoğunu imha ettim.
Yayınlanan ilk şiiriniz hangisiydi? Hatırlıyor musunuz?
Elbette hatırlıyorum. Üniversiteyi okurken, 1977 yılında, Kalem Mecmuası’nda neşredilmişti. Uzunca bir şiirdi ve “Toprak” isminde idi. Sonraki yıllarda, kitabımın birisine aldım zaten.
Kaç kitabınız var?
Özel basımlarla birlikte yirmi civarında. Bunları şöyle sıralayabilirim:
Osman Dede (1981-İstanbul) (Şiir)
Bir Gençlik Özlüyorum (l991-Sivas) (Şiir)
Bir Yaratan Var Bizi (1992-Diyanet İşleri Başkanlığı Yay. Ankara) (Çocuk Kitabı)
Sevgi Dünyası (1993- Diyanet İşleri Başkanlığı Yay. Ankara) (Çocuk Kitabı)
Son Çağa Mühür (l994-Sivas) (Şiir)
Gönlümdeki Anadolu (1995-Diyanet İşleri Başkanlığı Yay. Ankara) (Çocuk Kitabı)
İnandım ve Mutluyum (1997-Diyanet İşleri Başkanlığı Yay, Ankara) (Çocuk Kitabı)
Müjde ve Öğüt (1997- Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları) (Çocuk Kitabı)
Kâinatın Başşehri–Divriği (2000-Sivas) (Şehir Kitabı)
Bir Yudum Kepenek Suyu-Sivas (2001-İstanbul)(Şehir Kitabı)
Annem Yıldızları Sayamaz (2002-Nesil Yayınları) (Hikâye Kitabı)
Çöpten Kavga Çiçekten Mutluluk (2003-Timaş Yayınları) (Aile Kitabı)
Liseliyim Delikanlıyım- (2004-Timaş Yayınları) (Gençlik Kitabı)
Şifonyerin Gözündeki Mutluluk (Popüler Yayıncılık) (Aile kitabı)
Bir Gencin Feryadı- (2005-Kaynak Yayınları) (Gençlik Romanı)
Üniversite Rüyası (2007-Akis Kitap) (Gençlik)
Git Secde Et ve Ağla (2007-Kaynak Yayınları) (Namaz)
Bu Evde Mutlu Bir Aile Var (2008-Nesil Yayınları) (Aile Kitabı)
Yaz Elması (2008-Ötüken Neşriyat) (Hikâye)
Elimi Tut Baba (2008-Lacivert Yayıncılık) (Aile İçi İletişim)
Evliliği Sürdürme Sanatı (2008-Lacivert Yayıncılık) (Aile Kitabı)
Maşallah. Allah daha ziyade etsin.
Sağ olun efendim. Var olun.
Kitaplarınızın yekûnuna baktığımızda, pek çok dalda eser verdiğinizi görüyoruz. Gençlik, aile, çocuk, şehir, hikâye... Şiir ile başlamışsınız yola? Hangi kategoriye koyacağız sizi? Farklı kulvarlarda yazma merakı nasıl çıktı ortaya?
İhtiyaç, kaleminizi yönetiyor. Altına dinamit konulmuş aileyi görünce üç beş kelam etme mecburiyetini hissediyorsunuz. Yalnızlaşmış, ralliye sokulmuş gibi programlanmış çocukları görüyorsunuz, onlara söyleyecek sözünüz oluyor. Gençlik milli, manevi yönden aç görünüyor gözünüze, o tarafa yöneliyorsunuz. Velhasılı kelam, kaleminiz sizi sürüklüyor.
Allah kuvvet versin diyelim.
Âmin.
Anadolu’da şair-yazar olmak nasıl bir şey diye sorsak...
Tadı çıkarılacak bir durum derim. Mümbit bir memlekette yaşıyoruz. Hakkını vermemiz lazım. Bütün kalem tutanlar için geçerli bu. Her ne kadar edebiyatın kalbi İstanbul’da atıyor gibi görünse de, ülkenin başka yerinde yazı yazılmaz diye bir kaide yok. Amiyane bir tabir olacak belki ama yeter ki pekmezin olsun, sineği Bağdat’tan gelir. Okur, damak tadına uygun gelen yazıyı eninde sonunda bulur. Nitekim iyi kalemlerimiz var ülkenin çeşitli yerlerinden yazan. Bu da gurur verici, sevindirici bir durum elbette. Dergilerde, son zamanlarda kendine iyice yer edinen kültür-sanat sitelerinde, uzun emekler sonucu ortaya çıkan kitaplarda bunu görmek mümkün. Gelenekleşmiş hale gelen edebiyat etkinliklerinde, şiir gecelerinde, anma günlerinde de.
Peki, edebiyata, özellikle şiire meyli olan gençlere söyleyecek şeyleriniz var mı yazı hususunda?
Her kalem erbabının söylediği hususu tekrarlayacağım ben de. Bol bol okumalarını isteyeceğim. Hangi dalı kendilerine yakın görüyorlarsa, o dalda emek vermiş üstatların eserlerini incelesinler. Kendilerinde o kabiliyeti görüyorlarsa yazmaktan çekinmesinler. Zamanı gelince yazdıklarının bir kısmını elerler nasıl olsa.
Ufukta neler var peki? Şu sıralar ne ile meşgulsünüz?
Dini bir dosya üzerinde çalışıyorum. Bakalım nasıl olacak, ne zaman bitirebileceğim?
Sözün hitamına geldik galiba. Söyleşiniz için teşekkür ediyor, bir şiirinizle son noktayı koyalım istiyoruz.
Ben de teşekkür ediyorum.
-Bir kutu içinde verilebilir şiir-
BAHADIR
Görmez misin milleti, umut sende, göz sende,
Herkes bir şey söyledi, kürsü sende, söz sende,
Ufukta güneş dursun, zamana bir düğüm at,
İşte senin altında, Fatih'te gördüğüm at!
Kalemini hazırla, kılıcı çekme kından,
Gönülleri fethetmek gaye bu son akından...
Sevgi mi istiyorsun, sahralar kadar dolu,
Duada evliyalar, secdede Anadolu.
Anadolu tetikte, Anadolu ayakta,
Diriler kahkahada, ölüler ağlamakta...
DENİLİRSE İNANMA, "DAHA DUR, AZ DAHA DUR"...
KAYBEDECEK ANIN YOK, ZAMAN HIZLI BAHADIR...
Şimdi dünya avcunda, nefes alsan duyan var,
Yazık!... Batan gemide yan gelip uyuyan var.
Uzay gemilerini fezada yürüt artık,
Sana dar bu hudutlar, hedefi büyüt artık.
Her damla yaş bir dua, her dua bin bir füze,
Beklenen hesaplaşma, geldik işte yüz yüze...
Yarın belki yok yiğit, sanki bu an son andır,
Zaferi umuyorsan hem inan, hem inandır.
Biz ki; çağlara mühür vuran nesillerdeniz,
İstanbul'da sur söyler, Çanakkale'de deniz.
NE MADALYA, NE ÜNVAN, HESAP SIRF ALLAH'ADIR.
SIRTINA DÜNYA KONSA ŞİKÂYET YOK BAHADIR...
Anlayacaksın beni tarihi düşününce,
Davan kadar büyüksün, hedefin kadar yüce,
Borcun var bu vatana, hem kan hem de ter borcu,
Bahadır, belki yarın bu toprak ister borcu.
Şükür gerek bedenin her bir azası için.
Doğrul be BAHADIR'ım, Allah rızası için.
KARANLIĞI TÜKETTİK, YÖNÜMÜZ SABAHADIR.
BİR KEMENT AT GÜNEŞE, ÇABUK GETİR BAHADIR.